GEBELİK VE YÜKSEK TANSİYON

GEBELERDE TANSİYON YÜKSEKLİĞİ NEDİR?

Gebelerde görülen tansiyon yüksekliği (hipertansiyon) ile ilişkilendirilmiş durumlar tüm gebelerin %5-10 kadarını etkilemektedir. Gebeliğin tansiyon yüksekliğini nasıl artırdığı hala tam olarak aydınlatılabilmiş değildir. Halk arasında ‘gebelik zehirlenmesi’ olarak da bilinen tansiyon yüksekliğinin tek başına ani başlangıçlı veya kronik zeminde geliştiği preeklampsi sendromu gebelerde görülen en ciddi tansiyon problemidir. Yapılan çalışmalara göre gebelerin %16’sı tansiyon yüksekliği nedeniyle ölüme kadar giden ciddi risk faktörleri altında bulunmaktadır. Doğumda ve gebelikte en sık gördüğümüz kanama %13 gibi bir risk oluştururken gebelikte tansiyon yüksekliğinin hiç de azımsanmayacak kadar yüksek bir risk faktörü olduğu unutulmamalıdır. Uygun şartlar sağlandıktan sonra ölçülen tansiyon değerinin 140/90mm/Hg’yı geçmesi durumu tansiyon yüksekliği olarak tanımlanmaktadır.

GEBELERDE GÖRÜLEN  TANSİYON YÜKSEKLİĞİ ÇEŞİTLERİ NELERDİR?

Gebelikte temel olarak 4 tip hipertansif hastalık tanımlanmıştır. Bunlardan ilki gestasyonel hipertansiyon olarak da bilinen; gebeliğin ikinci yarısından sonra ölçülen kan basıncının 140/90mm/Hg veya daha üzerinde olduğu ancak proteinürinin yani idrarda protein kaçağının görülmediği durumdur. Postpartum (doğum sonrası dönem) 12. haftadan sonra geriler yani geçici bir durum olarak tanımlanmaktadır. İkinci olarak preeklampsi ve eklampsi sendromundan bahsetmek gerekir ki gebelikte en çok korkulan iki durumdur. Preeklampsi gebelikte neredeyse her organı etkileyebilmektedir. Tansiyon yüksekliği ile birlikte idrarda protein kaçağının görüldüğü bir durumdur. Son yapılan çalışmalara göre preeklampsi saptanan olgularınbir kısmında idarda protein kaçağının olmadığı görülmüştür. Preeklampside trombosit dediğimiz kanın pıhtılaşmasında görev alan elemanlarda azalma, karaciğer ve böbrek fonksiyon bozuklukları, merkezi sinir sistemi hasarlanmaları, akciğer ödemi gibi ciddi durumlar görülebilmektedir. Hasta klinik olarak baş ağrısı, görme bulanıklığı, mide ve karnın sağ üst kısmında ağrı hassasiyet gibi şikayetler ile gelebilmektedir.

Eklampsi ise gebede diğer nedenler dışlandıktan sonra herhangi bir nedene bağlı olduğu ortaya konulamayan nöbetlerdir ki bu nöbetler doğumdan önce, doğum sırasında veya doğumdan sonra (postpartum 48. saat ve sonrasında %10 sıklıkla) görülebilmektedir. Üçüncü olarak kronik hipertansiyon olarak tanımlanan sorun gebelikte görülebilmektedir. Bu durum gebelik öncesinde annenin tansiyon yüksekliğinin olması durumudur. Bu gebelerin hikayelerinde gebe kalmadan önce tansiyon düşürücü (antihipertansif) ilaçlar kullandığı hikayelerinden anlaşılacaktır.  Son olarak kronik hipertansiyon zemininde gelişen süperempoze preeklampsi olarak tanımlanan sorun mevcuttur. Kronik hipertansiyon 20. gebelik haftası öncesinde annede kan basıncının 140/90mm/Hg üzerine saptanması durumudur. Diğer bahsedilmesi gereken bir konu da HELLP sendromudur. Bu sendromda kırmızı kan hücrelerinin (eritrosit) yıkımında artış, karaciğer fonksiyon testlerinde yükselme, trombosit sayısında azalma birlikte görülür ve bu durum preeklampsinin ağır seyrettiğini, karaciğerde hasar olduğunu gösterir. Bu durumda karaciğerde ani kanama ve yırtılma olasıkları gibi hayatı tehdit eden durumlar söz konusu olabilmektedir.

GEBELERDE GÖRÜLEN TANSİYON YÜKSEKLİĞİNİN RİSK FAKTÖRLERİ NELERDİR?

Hastanın özellikle bilinen kronik hipertansiyonu varsa, kronik böbrek hastalığı, diyabet, Lupus ya da Romatoid artrit gibi bağ dokusu hastalığı varsa, anne ileri yaştaysa preeklampsi gelişme riski normal topluma göre artmaktadır. Siyahi ırkta %11 gibi bir oranda görülmekte iken beyazlarda bu oran %5 kadardır. Yapılan çalışmalar sonucunda çevresel etkenler, sosyoekonomik düzeyler de birer risk faktörü olarak tanımlanmaktadır. Ayrıca obezite, çoğul gebelikler, bebeğin suyunun fazla olmasıgibi durumlarda da Preeklampsi daha sık görülmektedir. Yapılan çalışmalara göre vücut kitle indeksi 20’nin altında olanlarda %4-5 civarında preeklampsi görülürken vücut kitle indeksi 35’in üzerinde olanlarda bu oran %14’lere kadar çıkmaktadır. Çoğul gebelerde tekil gebelere kıyasla gestasyonel hipertansiyon görülme riski %13’e karşılık %6 ve preeklampsi oranı ise %13’e karşı %5 olarak saptanmış olup ciddi bir risk artışı bulunmaktadır. Gebelikte sigara kullanımı ise hipertansiyon riskini azaltmaktadır. Önceki gebeliğinde preeklampsi geçiren kadınlar ise tansiyon yüksekliği olmayan diğer kadınlara kıyasla daha yüksek risk altındadır.

PREEKLAMPSİ NEDEN OLUR?

Gebelikte tansiyon yüksekliğinin şiddetlenmesi hala net olarak aydınlatılamamışsa da tartışılan birçok mekanizma bulunmaktadır. Bunlar arasında anne rahmine plasentanın (bebeğin eşi) normalde olması gerektiği gibi tutunamaması (yetersiz trofoblastik invazyon), anne-bebek-plasenta üçlüsünün immün mekanizmasındaki sapmalar, gebelikte vücutta görülen kalp ve dolaşım ile ilgili değişimlere uyumsuzluk, genetik ve çevresel faktörlerin tümü sıralanabilmektedir.

TEDAVİDE NELER YAPILIR?

Öncelikle önceki gebeliğinde preeklampsi dahil olmak üzere tansiyon yüksekiği öyküsü olan hastalarda bu gebelikte bu durumları öngörmek adına dikkatli davranmak gerekmektedir. Plasenta ayrıntılı değelendirilmeli, gerekli labaratuvar değerleri istenmeli; karaciğer, böbrek fonksiyon testleri gibi ayrıntılı testler istenmelidir. Preeklampsi gelişimi için yüksek risk taşıyan gebelerde anti-trombotik ilaçlar olarak geçen kan sulandırıcı ilaçlar önlemek için kullanılmaktadır. Bu amaçla  düşük doz aspirin, seçilmiş hasta grubunda Preeklampsi gelişime riskini azaltmakta işe yaramaktadır. Preeklampsinin kesin tedavisi doğumdur. Miadında gebeliklerde doğum hem anne için hem de bebek için en iyi seçenek iken, miadından uzak yani preterm gebelerde erken doğum bebek için pek çok riskler barındırmaktadır. O nedenle hem anne hem de bebek için en iyi doğum zamanlamasını yapabilmek adına gebenin tecrübeli bir perinatologun başında bulunduğu ekip tarafından yönetilmesi hem anne hem de bebeğin sağlığı için hayati önem arz edecektir.

Doğumun hem anne hem de bebek için ihtiyaç duyulabileceği öngörülerek hem yetişkin hem de yenidoğan yoğun bakım uzmanlarının ve koşullarının mevcut olduğu bir merkezde yaptırılması da hem anne hem bebekte ölümcüllük ve sakatlıkların riskini azaltacaktır. Gelişmekte olan ülkeler başta olmak üzere dünyanın her yerinde hem anne hem de bebek ölümlerinin önde gelen nedenlerinden olan gebeliğin hipertansif hastalıklarının tanınması, riskli grupların önleyici müdahaleler ile risk düzeylerinin azaltılması, hastalıkların erken tanısı, uygun yönetimi ve en uygun zaman ve en uygun koşullarda doğumlarının gerçekleştirilmesi hem annelerin hem de bebeklerin hayatı için önemlidir ve perinatolojinin de en temel çalışma alanlarından birisidir.

Yorum bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Scroll to Top